Aşk-ı Mevlana,Raks-ı Cühela…
17 Aralık günü Konya’da;birbirlerinin yüzlerine bakmaya bile yanaşmayan,aynı ortamda bulunmamaya özen gösteren,her salı günleri minibüs şöförlerinden farksız atışmalarla yüce milletlerine komedi izlettiren tırnak içindeki -devlet büyüklerimiz- bir araya geldi,büyük gönül adamı Mevlana Hazretleri’nin hürmetine.
O büyük insan rahmetli olduktan sonra bile hoşgörüsünü intikal ettirebilecek derecede ulvi mertebelere erişmiş,Hakk dostu bir zat.
Bizlerde O mübarek insana yakışacak derecede(!) şatavatlı gösterileri eksik etmiyoruz tabii…Nasıl mı?
Fazla söze gerek yok.Haber Kuşağı’ndan Mehmet Bakir Bey çok da güzel anlatmış aslında.
””””’Şeb-i Arus’u idrak ettik, kutladık, çaldık, söyledik, dans ettik. En hareketsiz parçadan en hareketli parçaya kadar müziği icra ettik, oh be dünya varmış(!). Yorulduk, sere serpe yerlere düştük, yerde devam ettik, bir baştan bir başa tepilen keçe balyası gibi yuvarlandık durduk, tepiklerle. Bu halde iken, Mevlana’nın ruhaniyeti de bıraktı kaçtı, iyi mi?
Biz Mevlana’ya gidiyoruz, o bizden kaçıyor!..
Müzik yapacaksak buna lafım yok, isteyen istediği müziği dinlesin, yapsın, söylesin. Yok, illa buna bir kılıf uyduracaksak da, Dini ya da Tasavvufu müziğin önüne arkasına koymayalım. Önce Dini Müzik, sonra da biraz daha yumuşatılarak 1972’den beri de Tasavvuf Müziği deyiverdik, ilahilerin müzik Enstrümanları ile icrasına…
Müzik, dans ve giyim, göze ve kulağa hitap eder, insanda arzu, istek ve coşkuyu uyandırır, nefsin iştah açıcılardır bunlar. Müzik ve argümanları İlahi Aşk’a ve İlahi Sevgiye ulaştırmaz insanı, çünkü Din ve Tasavvuf gönle hitap eder, yani ilahi olan duyguya…
Biri nefsi duyguyu canlandırırken, diğeri de ilahi duyguyu…
Din ve Tasavvuf gönle hitap ederken, pek azı lisan-ı kaldır (kelam), çoğu ise lisan-ı hal ile dır. Din ve Tasavvuf terbiyesinin başlangıcı az kelam (konuşma) ile olması lazım iken; dansı, müziği, notayı Dinin ve Tasavvufun neresine ilintileyeceğiz?..
Çengelli iğne ile de olmaz, tığla da, şişle de…
Gönle fırfırlı dantelâ eklenmez!.
İlaha kavuşmanın aracı imiş gibi, müziği ve dansı, Dinin içine sokmanın bir anlamı yok.
Biz İlahileri de müzik ile dinleriz, diyorsanız, o zaman adına MÜZİK deyin.
Dini ya da Tasavvuf Müziği demeyin, biraz edep ve hayâ lütfen…
İlahi mi söylenecek, dinlenecek o zaman sade bir sesle, müzik aletleri olmadan daha anlamlı.
Mevlana’nın bir postu vardı, oysa Mevla’dan ne çok post çıkartıldı. Mevlana’yı yüze yüze, sıyıra sıyıra ne gerçek aşkını ne gerçek sevgisini bıraktılar. Bu gün Mevlana dendi mi, etrafından dönen beyaz giyimli rakkaseler akla geliyor, aynı rakkaseleri, tatil yörelerinde Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kuşadası gibi yerlerde açılışlarda raks ederken görürsünüz…
Mevlana’yı parya pula tahvil ettik.
Raksa, dansa, müziğe tahvil ettik.
Yazdık çizdik, hiçbir orijinal eserini yazdığı dille okumadan, sadece devşirerek, aşırarak…
Adımızı Mevlana markası ile duyurmaya çalıştık…
Mevlana’yı yazacaksanız lütfedip yazdığı dilde, tercüme olmayan, telif olan eserleri okusaydınız ya, telif eserlerini okuyamıyorsunuz, doğru. O zaman yazdığı dili öğrenin, sonra da eserlerini ve en sonunda da Mevlana’yı yazsaydınız…
Çok mu seviyorsunuz Mevlana’yı?..
Sevginiz mi geldi?..
Aşkınız mı geldi?..
Mevlana’nın ruhaniyeti, sizin yüzünüzden bırakın bulunduğu mekânı, Türkiye’yi bile terk etmiş olabilir.”””
1 Aralık gidiverdin…
Bir Aralık gidiverdin,tertemizce… Sen gittin ben kirli kaldım..

Sen gidince, hani o çok sevdiğin, bana her söylettiğinde şekerler, harclıklar verdiğin, dinleyince ağladığın Aman Çeşmeler den su akmaz oldu artık.Senin gibi gönül yaşı akıtamayan ruhum kirli ve kupkuru. Sen gittin susuz kaldım.
Sen gidince hayallerim yarım kaldı. Hani müdürü olup senin maaşına zam yapacağım vakıflar bankası var ya orası bana ümit vermez oldu artık. Sen gittin hayalsiz kaldım.
Sen gidince başım açık, kolum çıplak kaldı. Hani camide arkamdan gelip başıma kondurduğun takkeler var ya onlar örtmüyor beni artık. Sen gittin edepsiz kaldım.
Sen gidince kulaklarım atıl kaldı. Hani söylediğin Yunuslar, Mevlanalar onların şiirleri yok artık. Sen gittin öğütsüz kaldım.
Sen gidince bedenim yersiz kaldı. Hani namaz adamı alanda koymaz yavrum deyişin var ya o alanlar bile yok artık. Sen gittin yurtsuz kaldım.
Ve en acısı da ne biliyor musun, Sen gidince içimde bir ukde kaldı. Hani ilk maaşlarımı biriktirip seni götüreceğim kutsal topraklar var ya, hani her gidenin ardından bir ahhh çektiğin Mekkeler, Medineler hani o çok hakedip de varamadığın yerler, oralara gidebilecek dermanım yok artık. Sen gittin güçsüz kaldım.
Bir aralık gidiverdin,garipçe…
Biliyor musun Babaanneme ilk sarılışımda ”dedeni gariplikten kurtaramadık yavrum, garip geldi-garip gidiyor” dedi. Biliyorsun dede ve bende biliyorum malın da mülkün de yalan olduğunu bilerek ve yaşayarak giden bir insan garip değildir. Sen gittin dosdoğru yaşarak, ya biz…
Gözyaşlarıma teslim olacağımı bile bile yazıyorum bu yazıları, ama sen ardından ağlanılması gereken değil gurur duyulması gereken birisi olarak bizleri selamlıyorsun oralardan, eğer bir yerin varsa orada senin yanında ne olur çağır beni dedem, fazla kirlenmeden bende tertemiz varayım oralara çünkü sen gittin ben öylece kalakaldım….
Bir tiyatro bir yorum..
Ödev zoruyla gitmiş olduğum bir tiyatrodan cıkardığım yorum…

12 Kasım 2009 tarihinde Akün Sahnesinde izleyiciyle buluşan Gizler Çarşısı adlı oyunda zoraki bir heves nedeniyle izleyici olarak yerimi aldım.Tiyatro zaman ve mekan bulunduğunda mutlaka gidilmesi gereken bir etkinlik olarak beynimde yer edinmiş olsa da şimdiye kadar toplamda 5 sefer bile gitmemişimdir.Ankara seyircisinin benden farklı olabileceğini düşünememiş olmamdır ki bilet almayı biraz erteleyince yoğun ilgi nedeniyle en arka sıralarda kendime zor yer bulabildim.Bu oyunu seçmemin nedeni öncelikle isminde bulmuş olduğum gizem ve bunun getireceği heyecandı.Zaten tiyatro konusunda en kısır ülkelerin başında gelmemiz nedeniyle pek de oyun seçme lüksümüzün kalmadiğı aşikar bir gerçek.
Oyuna gelecek olursak anlaşılamayan bir girişle başlayan oyun daha ilk dakikalarda çekilmez bir hal almaya başlamıştır.Yaşlı bir ninenin bir beşikçiden anlaşılamayan bir beşik istemesiyle olay örgüsü başlar ve beşikçinin maceraları oyunun temelini oluşturmaktadır.Şimdiye kadar bir arada göremediği paraları sadece bir beşikte kazanabilme fırsatı beşikçide önüne geçilemeyen bir hırsa neden olmuştur.Beşik tarifini bilen tek kişi olan Doktor F ye cüce adlı karakterin yardımıyla ulaşan beşikçinin binbir güçlükle beşiği bitirmesiyle oyun sona erer.Ancak olay adında olduğu gibi o kadar gizlerle doludur ki beşiğin ne olduğu ne işe yaradığı bile Devamı »
Avucumuzdaki Kelebek..
Kolay kolay etkilenen birisi değilimdir öyle seminerlerden,konferanslardan.Sertifika amaçlı gittiklerimin dışında da pek elle tutulur bir programa katılmışlığım da yoktur.Zaten kişilk gelişimiymiş,kariyer koçluğuymuş hep üzerimizden para kazanan insanların bir dümeni gibi gelirdi.Ta ki geçenlerde karşılaştığım bir videoyu izleyinceye kadar…
Belki sizler adını daha önce duymuşsunuzdur,bende bir yerlerde duymuş ama araştırmamış,doğamın gereği olarak ilgilenmemiştim.Ama sağolsun bir arkadaşımın facebook da paylaştığı videoyu izleyince fikirlerim değişti.Ahmet Şerif İzgören kariyer koçluğunda tam bir koç.Bu işi bu ülkede en doğru yapan insanlardan birisi.İnsanları sıkmadan insanlara insanlığı en insanca bir biçimde anlatıyor.Hayatı hayatın içinden verdiği örneklerle şekillendiriyor yüreğimizde,hayatın değerini avucumuza kelebekler bırakarak anlatıyor gönlümüzü titreten sesiyle.
Eğer sizlerde şimdiye kadar umarsız biçimde yaklaştıysanız bu konulara,bence bir araştırın.İnternette fazla videosu yok,çünkü bu kayıtlar bile o kadar değerli ki parayla satılıyor.Seminerlerine katılmak ise,üniversitelerin sağlayacağı olanaklar dışında bu bütçeyle imkansız gibi görünüyor.Bende bu vesileyle kendisine ulaşamayacak bile olsa teşekkür ediyorum ve ülkenin Ona ve Onun seminerlerinde çizdiği profildeki insanlara gerçekten çok ihtiyacı olduğunu belirtmek istiyorum.
Kaybolmayan gündem istiyoruz…
Bu aralar yazmayı istiyorum ama yazamıyorum…Hiç de vaktim yok,sınavlar sıkıştırdı gibisinden bahaneler uydurmayacağım,çünkü biliyorum ki eğer canım isterse 3 dakikada düşünüp 5 dakikada yazabilirim pekala.Ancak gündem o kadar yoğun ki bugün ak dediğiniz yarın kara çıkabilir.Üstüste son dakikaların bindirildiği ülkede yaşamaya alışkın olduğumuzdan olacak ki, Amerika da bayağı zorlanmıştık.Gidişimizin ilk ayında maykıl ceksın ölmüştü de kalan iki ayda o suratsızı izlemek zorunda kalmak çok ağrımıza gitmiş,sahneler yan gelip yatma yeri değildir,biri gider biri gelir diye fikir yürütmek mecburiyetinde kalmıştık.
Şimdi düşünüyorum da güzelim ülkemi;asıl zor olan kaybolup duran gündemin içinde kaybolmakmış.Bazen oluyor dağdan inen ayılara vatan hainleri diye tam küfür edecekken,öteki taraftan bağdaki dayılar çıkıyor ortaya,pek de farklı birşeye benzemiyorlar aslında.Aranızda o dayılar ülkeyi kurtarmak için yapıyorlar diyenler olabilir,ama öyle dediğinizde başkaları da bizim ayılar da bizim haklarımız için dağa çıkıyor dediği zaman verecek cevabınız olmayabilir.Ortada seçen ve seçilen varsa ve bu hakkı bize Atatürk verdiyse saygılı ve sağduyulu olmaktan başka çaremiz kalmıyor.
Ama şu anda durum şu ki açılım denen bir şey var ama neye karşı nasıl açılacaz bilen yok.Dağdan inen ayılar bağdakini kovar mı kovmaz mı merak edip duruyoruz ama yıllarca o ayılar dağa niye çıktı Devamı »
Terim ler kifayetsiz…

Her başarısızlığın ardından Hıncal Uluç luk yapmak milletimizin doğasında vardır,yeri gelir futbolu Alex Fergusondan,ekonomiyi Roubini den daha iyi bildiğimizi zanneder atar tutarız.Yine öyle bir zamana geldik ki 3.olarak ayrıldıgımız bir Avrupa Sampiyonasından sonra Dünya kupasına havlu atan bir milli takımla karsı karşıyayız.Herkes yine başlayacak İmparator diye yere göğe sığdırılamayan Fatih Hocaya saydırmaya.Böyle seylere hep karşı çıkmama rağmen bu sefer bi hıncallık yapmanın doğru zaman olduğu kanısındayım.
Hepimiz şunu unutuyoruzki Avrupa Şampiyonasında 3. olmustuk ama o turnuvanın üçüncüsü.Elbette Avrupanın en iyi takımı değildik,değiliz de.Zaten Arda Turan bu başarıyı önce aziz milletin dualına bağlamıştı.Turnuvanın en çok gol yiyen takımdık ama en şanslı da olunca aynı zamanda,başarı zorla da olsa geldi.Ama futbolda her zaman şansa ihtiyacınız olursa çekirdek ve kumandaya muhtac olursunuz bazı turnuvalarda.Suçluyu elbette tek bir kişi göstermek yanlış olur,hele hele adı takım oyunu olan futbolda..Ama teknik direktörünüz 3 maç öncesinden tribüne çıkmayı Devamı »
Bir newyork günlüğü…
Bir telaşe ki sormayın 3 aylık yorucu çalışmanın ardından iki güne new yorku sığdırmak…Kolay iş değil biliyoruz ama niyeti almışız bir kere altını üstüne getireceğiz buranın da…Sabah o telaşeyle ilk gördüğümüz adama tren istasyonuna soruyoruz ve asıl maceraya adım atıyoruz…Dominik bilmem ne ccumhuriyetli adamcağiz size orayı anlatana kadar sizi kendim götürsem daha az yorulurum mantığıyla en doğrusunu yapıyor,bizi Newyork un ortasında koca Central Parka kadar götüyor saolsun…
Bakıyoruz zaman az,gezecek yer çok durmuyoruz orada heleşen nereye doğru oraya…Tımes square doğru yola çıkıyoruz…Devasa billboardlarla süslenmiş İstanbul un Taksim inde don atlet gezenimi ararsın,açlıktan kaldırımlara düşeni mi…Nasıl olsa 24 saat uyumayan meydan diye akşama bırakıyoruz biraz da hevesimizi…
Newyork un böyle giderse heryerini göremeyeceğiz bari hepsini tepeden şöyle bir görelim diyoruz ve empire state cıkıyoruz paraya kıyıp..86.katın manzarasına doyum olmuyor ama havada yaylada bayagı soğuk olunca kendimizi camekanların ardına atıyoruz.Orada da bizim gibi rahatına düşkün Türklerden birine megastar Tarkan a rastlıyoruz. Devamı »
Bye Bye hepinizzz…
Bugün son defa girdim Stutesy pub&grill e ve son defa cıktım saatler öncesinde…Ne kadar çok çektirseniz de iyi adamlardınıız hepiniz,biriniz haricinde.Yok seneye de gel muhabbetlerine hiç girmediniz iyiki de,gelmeyeceğim dünden belli oluyor herhalde.
Hepinize bye bye,her aksam yıka yıka bitmeyen staff lar,hazırlamaktan kusma noktasına geldiğim sezar salataları,mecburen yemek zorunda olduğum crutonlar,burgerler ve canım,bitanem kola makinam.
Çılgın arkadaşım Dave o amerikanın en kötü arabası seçilemese de o çılgın arabanla http://www.tonightshowwithconanobrien.com/video/clips/race-car/1148413/ birlikte kocaman bye.Baklavaya,dönere her ne kadar Yunan desen de sana da bye Kyle buffola fıngerlerınla.3 aylık maceramı zindana ceviren Brian sana da bye pişkin suratın ve pişmemis steaks tıps up larınla….Beyzbol saçmalığını bana kabul ettiremesen de Red Sox unla sana da bye barmen Keny,Stacie pay-checklerinle,Megan donutlarınla,Nancy thank u larınla bye…
Ve asıl bye bye lar sana sevgili patronum Darryn Stutesy…30 bin dolarlık saatiyle değil gönlüyle zengin,kendi işyerindeki Bush gibi elemanlarına ragmen Obama gibi olmayı becerebilen,belki de buraları yabancılara doğru bir şekilde temsil etmeyi becerebilen ender insan…Kocaman cüssene kocaman bye bye…
Usa da iftar…
İftarda doyuran nedir insanı?Mantılar,dolmalar,börekler mi acaba…Ya da duyduğun keyifsiz haz mı o tv de bilmem nere için iftar vakti yazısını görünce,pide kokusunun aile ortamına yaydığı sıcaklık da olabilir belki.Her ne doyuruyorsa sizi bu ramazanda,hepsinden mahrum olarak geçirmek ayrı bir dert,ayrı bir işkence onbir ayın sultanını.Hani dönüşüm bayrama denk gelmezse hatırlamayacağım ramazan ayında olduğumuzu,gün içindeki bir iki yutkunmalarım dışında.
Çok zor ezan sesinden uzak iftarı açmak,çalısmaya dalmıs bir şekilde patronun ” Em hava karardığına göre,birşeyler yiyebilirsin demi dostum” ikazını bir top sesi gibi yüreğinde hissetmek cok acı…Sadece hava kararmasıyla iftarı bagdaştırabilen kendi iç dünyasının havası kararmış birisinin ”Sizin Allah’ınız sizi sevmiyor da mı aç bırakıyor sizi..”’gibisinden saçma sapan laflarına ne demeli peki.”Ne yani boğazınızdan hiçmi birşey geçmiyor aldığınız nefes dışında” gibi Devamı »
Meclisin sıcak odası
Bu yazı bir 26 mart akşamı,umutların az da olsa devam ettiği,kazanın bir gece sonrasında yazılmıştır….
Ankara nın havasını herkes bilir; mevsime göre değil siyasete göre şekil alır.Bahar cıvıltılarının tüm Türkiyede yaşanmasına rağmen, malum t.b.m.m çok soğuk.Kapıda sert rüzgarlar karşılıyor bizi,direniyor güvenlik içeriye alamayız diye..Bazı polisler gülüyor halimize ve ekliyorlar ”Bugün hayatta giremezsiniz.AB komisyon başkanı Barosso geliyor.İki saatede konuşması var.”Ama biz inat etmişiz bir kere, hukuk fakültesinde okuyan iki arkadaşımla meclisin duvarlarını deliyoruz.Yetmiyor o gazla kesinlikle bu saatte girilemez denilen genel kurula giriyoruz.İçeride onbeş dakika kalıyoruz ama içerisi daha soğuk.Kanun oylaması var bağıran çağıran,klasik tv görüntüleri yani.Yanımızdaki görevli gelecek nesile mahcubiyetin farkına varmış olsa gerek,çıkalım artık diyor.Umduğumuzu bulamıyoruz,meclisin havası iyice çarpıyor bizi.Kendimizi sıcak bir odaya atalım derken arkadaş ”O’na gidelim,o bizi kabul eder” diyor.Sekreterine randevu talebini ilettikten beş dakika sonra odasında buluyoruz kendimizi.Odası o kadar sıcakki; bahar mevsimi ile yazın olacak genel seçimlere kadar havanın hiç ısınmadığı ısınmayacağı belli olan t.b.m.m den farklı bir dünyada,farklı bir insan.
Çaylar geliyor,sohbet muhabbet ediyor bizimle,gündemdeki olayları üç üniversite öğrencisine kıymet verip dakikalarca açıklıyor. Saat beşe geldiğinde ise meclis kürsüsündeki konuşmaya gider diye beklerken o tv den izlemeyi tercih ediyor.
Kaldığımız yurdun yerini soruyor, biz cevabı camiiyi merkez alarak verince danışmanı gülüyor ve ekliyor(başkanım farkınız işte diyor halbuki maltepe pavyonların gazinoların semtidir) Devamı »
Kebap onlarınsa şiş kimin…
Çalıştığım restaurantta hergün bir tartışma iddialasma olur da hiçbirisi geçen gün ki gibi içime oturmamıştı.Amerikan futbolu mudur bizim futbol mu asıl futbol olan…Kuzey Kore nın sonu da Irak gibi mi olmalıdır…Yok alkol sigaradan,domuz eti bütün etlerden daha iyidir,değildir…Kardeşim hepsi tamamda iş milli meselelere gelince sinir katsayılarım ister istemez artıyor.
Sen nasıl güzelim türk şiş kebabının Yunan mutfağına ait olduğunu iddia edersin.Hadi dünyadaki bütün milletlere tahammül ederim de yunanlılar ne oluyor.Sen gel şiş kebabın ardında tatlı niyetine baklavaya da yunan de,bi de yetmezmiş gibi ben bunun okulunu okudum arkadaş gibisinden artislik yap….
Evet Türk milleti olarak böyle şeylere pek tahammülümüz yoktur gerçekten…Ben bütün bu olanların üzerine şiş kelimesinin asıl
Türkçe olduğunu,adı türkçe olan birseyin nasıl yunan olabileceğini anlatmaya çalışsam da anladım ki atı alan üsküdarı geçip taa yunanistana varmış…O sinirle kebabın,baklavanın tarihçesini ingilizce sayfalarda araştırınca gördüm ki ya biz kendimizi kandırıyoruz,ya da onlar bizi kandırıyor…ama şurası kesin ki Şiş bizim şişimiz,kebabı kim isterse yapsın…
İlk arabam,ilk kazam,hem de Amerika da…
Tamam ehliyeti biraz ucuza aldık ama lütfen kasap,manav,şarkuteri,toptancı,nalbur vb…muhabbetlerine hiç girmeyelim has be has öz kızılay sürücü kursunun sertikalısı öğrencisiyiz.Biz de iki üç arkadaş hazır ehliyetimiz varken burada bir araba alalım dedik.Nasıl olsa Türkiye de bir beş sene daha trafiğe çıkamayız.Hazır arabalarında levye taşımayıp,zart zurt kornaya basmayan,en ufak bir şeyde sol elini camdan sarkıtıp bütün sülalemi incitmeyen insanları bulunca biraz alıştırma olur dedik…Tabii her insanın başından geçer böyle olaylar ama bu olay elin gurbetinde olunca insan ister istemez ürküyor.
Geçen akşam arkadaşı işten alacağım her rutin akşam gibi.Geri geri gelirken arkamdaki park halindeki arabayı TAKK!!!! sesi gelinceye kadar farketmeyince bizde klasik Türk mantığı ağırdan arabadan inip hafiften kendi arabamızı yoklayıp bizde birşey olmadığını görünce olay yerinden topukladık.Aslında bize göre herşey yolundaydı;olay yerindeki iki fransız matmazeli görmediğimiz için.Ertesi sabah arabamızın üstündeki kibarca yazılan notu görünce işin rengi değişti tabii ki. Devamı »
Fark Var
Geçenlerde resimde gördüğünüz,bizim komşumuz,iş arkadaşımız,her türlü sorunumuzu çözen adam Daniel ı babasıyla birlikte sigara içerken görünce aklıma geldi bu konu.Aramızda ne gibi farklar var,bu gavurlarla..
Tabi ki bu konuyu bir çok başlık altında ele almak mümkün.
Bende işin bir ucundan tutayım dedim,dayanamadım,sordum adama babanın yanında nasıl sigara içiyorsun diye,hemde babasının yanında.Demesin mi ”O da içiyor ” diye. Babasını zaten o anda aldı bir kahkaha,kendini toparlayıp da konuya bile dahil olamadı.Ne o sen içemez misin yoksa gibisinden artislik sorular sorsa da anlaşmıştık ki aramızda hakikaten farklar var..
Onların saygı anlayışıyla bizimkiler arasında uçurumlar var diyebiliriz.Mesela yaptığın,hatta yapmak zorunda olduğun her türlü bir ufak yardımdan teşekkür almak gibi.Ya da senin bir adım önüne geçen adamın,snin bir saniyeni kaybettirdiği için özür dilemesi gibi.Çok garip…
Markete gidiyorum alışverişe kadın bugün nasılsınız diyor.Sanki hergün nasıl Devamı »
Bir ”macera dolu amerika”
British Aırways in İstanbul-Londra bilmem kaç sefer sayılı uçağıyla yelken açıyoruz yeni ufuklara.Malum birçok ilki bir arada yaşayınca insan tedirginlik de had safhada oluyor…Uçakta gelen yemeğe de tedirgince baktıktan sonra arkadaş bir şeye benzetemediğimiz yemeği hostese soruyor:
-‘’Is thıs chıcken? (bu tavuk mu)’’ Yanımızdaki çok bilmiş teyze hostesden önce olaya müdahele ediyor..
-‘’tavuk yavrum tavuk başka şey olsa biz yer miyiz??’’ ancak kendisi salatanın içindeki mide bulandirıcı şeylerin shrimp yani karides olduğunu bilmiyor, ya da yenmemesi gerektiğini bilmiyor,ya da ikisini de biliyor da bilmemezlikten geliyor…
Her neyse Londra dinlenme tesislerinde uçak mola veriyorJ da kendimize geliyoruz …Birer cappucıno içiyoruz..Daha sonra aktarma uçakla yedi saat daha havada gidip Boston a varıyoruz..Bütün işlemlerimizi haletitkten sonra elde bavullar tren istasyonuna giderken bizim Türk olduğumuzu her halimizden anlamış temiz yüzlü birisi Devamı »